Önsöz
Yıl 2026, insanlığın bir kısmı hala Apollo programlarının gerçekliğini sorgularken, bir yandan yine bir grup tarih yazmakla meşgul. En son ziyaretini 1972'de Apollo 17 görevinde Astronotlar Gene Cernan ve Harrison Schmitt ile yapan Amerikalılar (...komuta modülünde bekleyen Ronald Evans'ı da saymazsak ayıp olur), 2026'da tekrar Ay'a geri dönüş için Artemis 2'yi fırlatmaya hazırlanıyorlar.
Bu geri dönüş kiminizin beklediği veya sandığı gibi direkt olarak iniş içermiyor olsa da yine de İnsanlığın 54 yıl sonra 'Ay' hedefli fırlattığı ilk insanlı görev olacak.
Artemis programı nereden çıktı?
Artemis programı aslında her zaman 'Artemis' değildi. Bahsettiğimiz gibi en son 1972'de ay odaklı, insanlı görev yapan Amerikalılar, Apollo görevleri sonrasında daha yenilenebilir ve daha modern bir tasarım olan Space Shuttle'a, ve ardından onun yardımıyla ISS'in yapımına odaklandılar. Taze şekilde Ay Yarışını kazanan Amerika, LEO'da kalıcı bir istasyon ile yörünge yarışını da kazanıp, Uzay Yarışına ve alttan alttan Soğuk Savaşa noktayı koymak istiyordu. Önce 'Space Station Freedom' ile başlayan kalıcı istasyon fikri, daha sonra Rusya'nın da dahil edilmesi ile bugün de bildiğimiz ISS fikrine ve yapısına döndü.
Space Station Freedom

Peki ISS'ten sonra Artemis'e kadar olan yolda ne oldu?
Bu sorunun cevabı aslında basit, Ay'a o zaman gittik şimdi neden gidemiyoruz dediğinizde kaşlarını çatan herkesin size söyleyeceği gibi bütçeler daraldı ve bu ister istemez güvenlik endişesi gittikçe artan NASA için daha uzun süreli hazırlık aşamaları ve daha az sayıda görev anlamına geldi.
Sebep budur ki Ay'a dönüş için SEI gibi planlar hazırlanmış olsa da, Soğuk Savaşın sonlanması ile bunlar da kongreden gereken fonu alamadı ve nihayetinde iptal edildi.
Ay'a dönüş için gerçekten başlayan ve günümüzdeki Artemis görevlerine kadar uzanan fikirler 2000'lerde ortaya çıkmaya başladı, spesifik olarak 2004'te Vision for Space Exploration ile işler rayına oturmaya başladı.

2004'ten günümüze Artemis programı nasıl gelişti?
George W. Bush'un 2004'te Vision for Space Exploration vizyonunu açıklamasının ardından bazı şeyler netleşti. Hatırlarsınız 2004 tarihi aslında Amerikalıların yaşadığı başka bir felakete de yakın, 86'daki Challenger Felaketi'nin ardından yaşanan ikinci ölümcül Space Shuttle kazası olan Columbia Felaketi 2003 yılında gerçekleşmiş ve yine Sıradan Joe'nun kafasında 'Uzaya boş yere mi para harcıyoruz' sorularını oluşturmuştu.
Bunların da etkisiyle 2004 yılında açıklanan VSE açıkça belirtiyordu ki; Space Shuttle, ISS'in inşası için kullanılacak ve 2010'larda emekliye ayrılacaktı.
Space Shuttle zaten Ay hedefli bir araç değildi ancak VSE'nin Space Shuttle'ı emekli etmesi ile beraber başka planları da vardı.
Challenger Felaketi

Columbia Felaketi

Crew Exploration Vehicle'ın doğuşu ve hedefleri
CEV Amerikalıların Shuttle'dan sonra uzaya insan çıkarabilmek için planladıkları bir araçtı. En başta aralarında Lockheed Martin, Northrop Grumman ve Boeing'in de olduğu çeşitli firmalardan çeşitli tasarımlar sunulsa da işin sonunda ihaleyi Lockheed Martin, bugün de bildiğimiz 'Orion' kapsülü tasarımı ile kazandı.
Orion Kapsülü

Orion Kapsülü o gün bugündür geliştiriliyor ve bildiğiniz gibi SLS roketi ile beraber Artemis görevlerinde kullanılıyor. Ancak bu hep böyle değildi, ihalenin kazanıldığı yıllarda Orion fikri vardı olmasına ancak SLS roketi daha bir 5 yıl kadar ortaya atılmayacaktı. Bu nedenle NASA ve Lockheed Martin'dekiler bu kapsülü bağlayıp fırlatacak başka bir araç fikri ile çıkıp gelmek zorunda kaldılar.
Bu yapıya Constellation adı verildi.
Amerikalıların böyle bir kapsülü fırlatabilecek bir platformu bulunmamasından dolayı yeni bir roket dizaynı girişiminde bulundular. Constellation programı kapsamında iki tane roket dizaynı teklif edildi: Ares I ve Ares V.
Ares I

Ares V

Constellation programı nasıl SLS + Orion'a döndü?
Constellation programı kapsamında tasarlanan Ares I, Orion kapsülü taşımayı hedefliyordu. 94 metrelik bu devasa roket, o zamana kadar tasarlanmış en büyük roketler arasında yerini almıştı bile.
Ares V ise Ay'a ve Mars'a yük taşımayı hedefleyen bir ağır yük roketiydi. Boyu neredeyse Starship kadar, 116 metre, ve bir o kadar da güçlüydü ki LEO'ya neredeyse 190 ton yük taşımayı hedefliyordu. Hatırlatalım, Starship erken aşamada yalnızca 150 ton hedefliyordu. Starship için devamında gelen V2 ve V3 tasarımları ile (hatta yeni V4 ile daha bile fazla) bu ağırlık kapasitesi 200 tonlara çıksa da, yine de 2000'lerin başında tasarlanan bir roketin bu kapasitelere çıkabilmesi takdir edilesi.
Starship

Komiktir, Ares V hedefleri gereği, bugün SLS'ten bildiğimiz iki adet katı yakıt yan itici + sıvı yakıt center stage konfigürasyonunu kullanıyordu, ancak insan taşıyan Ares I'de, ilk aşama olarak direkt katı yakıt tercih etmişlerdi. Ares I yapılsaydı astronotların yaşayacağı ilk ateşlenme anını hayal etmek güç açıkçası.
2009-2010 tarihlerinde Barack Obama yönetiminde yapılan bazı denetimler ve kararlar sonucu yürütme, Constellation programını rafa kaldırmayı teklif etti ancak kongre, Devletin sahip olduğu bir ağır kaldırma platformu ve mürettebat sistemini istediğini belirtti. Bu durumun sonucunda NASA'ya olabildiğince Ar-Ge'den kısıp elindekiler ile yeni bir ağır kaldırma roketi tasarlamasını ve Orion'ı kullanmaya devam etmesi emri verildi.
Alınan kararların sonucunda 2010 yılında Constellation Programı kısmen rafa kaldırıldı.
Barack Obama

SLS ve Orion'ın tanışması
2009'da Augustine Komitesinin yürüttüğü araştırma ile, Constellation Programının çok fazla para yaktığı, bu gerekçe ile iptal edilmesi gerektiği konuşuldu. Bu bulgular doğrultusunda programı iptal etmek isteyen Barack Obama'ya kongre, 'Hayır, devletin sahip olacağı en azından bir tane fırlatma platformunu olmalı'[6] yanıtını verdi.
Kongre NASA'dan şunları istedi:
Space Shuttle'ın devamı niteliğinde Space Launch System'ı geliştir. (SLS)[7]
LEO için hedeflenen minimum kargo 70-100 ton, nihayetinde 130 ton olmalı.[7]
Orion Projesini 'Multi-Purpose Crew Vehicle' olarak geliştir - Hem LEO, hem Ay, hem Mars.[7]
Orion Kapsülünü, SLS ile fırlatılabilecek konfigürasyonu oluştur.[7]
Ar-Ge'den olabildiğince kıs, eski Space Shuttle, Ares I-V ve kontratlardan öğrendiğini kullan.[7]
Bunun üzerine NASA minimum Ar-Ge harcamaları ile, elinde kalan parçalardan yeni bir fırlatma platformu geliştirmeye başladı.
Bu platform bugünkü hali ile SLS adını aldı, yani Space Launch System.
Space Launch System(SLS)

SLS Ar-Ge'den kıstı dedik ama boşuna demedik, İlk aşamada kullanılan 4 adet RS-25 motoru direkt olarak Space Shuttle Programındaki ana itici motorlar. Aynı şekilde ilk aşamayı besleyen turuncu yakıt tankı da yine Space Shuttle programında kullanılan tankın aynı teknoloji kullanılarak geliştirilmiş ve uzatılmış hali. İki adet yan itici yine Space Shuttle programında kullanılan yan iticilerin geliştirilmiş versiyonu.
Üst aşamada yine Delta 4 gibi programlardan alınan motor ve aviyonik yapıları mevcut. Açıkçası SLS platformu; olabilecek en uygun şekilde, elde olanlar ile geliştirilmiş bir gökdelen diyebiliriz.
11 Aralık 2017'de NASA, Space Policy Directive 1 sonrasında SLS ve Orion'ı kullanarak Ay ve devamında Mars'ı hedeflediklerini resmi şekilde belirtti. Ancak bu dönemde henüz daha görev isimleri EM-1, EM-2 ve EM-3 olarak geçiyordu, Exploration Mission 1-2-3.
13 Mayıs 2019'da o dönemin NASA Başkanı Jim Bridenstine, bu yeni Ay görevlerine aynı Apollo, Gemini ve Mercury görevlerinde olduğu gibi akılda kalıcı bir isim vermek istediğinden, görevin adını 'Artemis' olarak duyurdu. Bu hem görevlerin akılda kalıcılığı açısından hem de markalaşması açısından önemli bir adımdı.
Yunan Mitolojisinde 'Artemis', Apollo'nun ikiz kız kardeşi ve aynı zamanda Ay Tanrıçası olarak geçer. Bu da aslında isim seçerken ne kadar doğru bir yol izlediklerini gösterir nitelikte.
Artemis Görevlerinin Hedefleri Neler?
İlk 10 Artemis görevinin detaylarına bakmadan önce bir şeyi netleştirelim, bugün hedef olarak Ay'ı konuşuyorsak bile nihai hedef her zaman Mars. Bu durum Apollo'dan beri böyleydi, Artemis'te de bu şekilde devam ediyor. Ay, her zaman Mars'tan önceki ilk adım olarak görülmüş ve görevler buna göre kurulmuştur.
Hedefler neler?
Artemis görev yapısı tam olarak kesin olmasa da başlıca 10 görevden oluşacak gibi görünüyor. Bunlar Artemis 1 gibi test uçuşları da dahil olmak üzere, 2. uçuştaki Lunar Flyby, 3. Uçuştaki 21. yüzyılın ilk insanlı Ay inişi, 4-5-6-7-8-9. uçuştaki kalıcı üs geliştirmeleri ve kurulumları ve son olarak 10. uçuştaki Mars odaklı görev yapılarını kapsıyor.
Bu görevler için detaylı bir makaleyi yakında yine uzaycaginda.org'da yazacağım, onu da kaçırmak istemezseniz sosyal medya hesaplarımızı takip etmeyi unutmayın.
Ay Habitatı Örnek Render

Artemis görev yapısı modern mi? Çin'in gelişen görev yapısı ile yarışabilir mi?
Geldik tartışmalı bir konuya. Başlamadan önce şunları iyi anlamamız lazım, Artemis görev yapısı modern sayılabilir çünkü görevi modern kılan bir çok unsur var ancak SLS ve Orion kesinlikle bunlardan biri değil!
Peki Artemis görevlerini 21. Yüzyılda modern kılan şeyler neler ve bu şeyler gerçekten Çin ve diğer ülkeler ile yarışmak için yeterli mi diye soracak olursanız, durumu şu açıdan özetleyebiliriz:
Artemis görev yapısı kesinlikle SpaceX'ten veya günümüz Çin uzay endüstrisinden alışık olduğumuz gibi değil, çok daha farklı. NASA burada kendi bildiği yoldan devam ediyor. SLS'in gelişim sürecini anlatırken anlamışsınızdır, Apollo + Space Shuttle görevleri karması bir sistem ile ilerliyorlar. Bu da onlara güvenilir ama tekrar kullanılabilirlikten çok uzak bir yapı sunuyor.
Long March 5B - ÇİN

Artemis'i modern yapan ne?
Artemis görevlerini 21. yüzyılda 'modern' kategorisine sokacak şeyler SLS ve Orion olmasa bile belki de bir çoğunuzun hesaba katmadığı bir proje var ki Artemis'i çok önemli bir görev haline getiriyor, Gateway..
Gateway, NASA'nın 2012'de Deep Space Habitat adıyla duyurduğu, geçen yıllar boyunca geliştirdiği son olarak adınının 'Lunar Gateway' olarak adlandırıldığı bir cislunar uzay istasyonu.
İstasyonun inşasına 2027'de Falcon Heavy ile başlanacak olsa da, ilerleyen yıllarda SLS'in hatta bir ihtimal Starship'in de yapımına ortak olması bekleniyor. Öyle ki Artemis 4, 5 ve 6 görevlerinde astronotlar ile beraber Gateway'in çekirdek bölümleri gönderilecek ve cislunar yörüngede birleştirilecek. Gateway ile alakalı bir makale de yakında gelecek, onu kaçırmamak için de yine takipte kalabilirsiniz.
Gateway ile beraber yine Artemis görevlerinin büyük bir bölümünde inişi üstlenecek HLS ve Bluemoon Lander gibi sistemler de Artemis görevlerini tek bir devlet kurumu tarafından sınırılı bütçe ile geliştirilmiş bir proje olmaktan çıkarıp; modern, çok şirketli bir görev haline getiriyor.
Lunar Gateway İstasyonu Render

SLS ve Orion neden eski sistemler?
Evet, kullanılan parçalar, tasarımlar ve teknolojiler olsun resmen milyar dolarlık bir hurdacılık projesi gibi görünse de aslında bu iki sistemi 'eski' yapan şeyler bunlar değil. Günümüzde geliştirilen roket teknolojisine dikkat ederseniz çok önemli bir şeyi fark edeceksiniz, SpaceX öncülüğünde Falcon ile başlayan dikey iniş mantığı ile roketin en pahalı kısmı olan ilk aşamayı geri indirip tam yeniden kullanılabilirliği amaçlayan furya, bugün Blue Origin'in pek şaşalı New Glenn'inden tutun, Çin'in Long March roketlerine, hatta ve hatta bugün bile Sovyetler teknolojisi kullanan Rusya'nın Soyuz-7'sine kadar bir çok yerde deneniyor ve hatta kimileri başarılı oldu bile.

Yüz milyon dolarlık roketleri atıp sonra unutmakla, NASA OIG'nin verdiği rakamları konuşursak eğer 4.1 Milyar dolarlık roketi atıp sonra unutmak başka şeyler. Her fırlatmaya 3 Burj Khalifa parası harcarsanız ne kongre desteği devam eder ne de yeniden kullanılabilir roketler ile yarıştığınız bir kulvarda bırakın kazanmayı, üzerinize bahis bile oynanmaz.
SLS'i ve Orion'ı eski yapan şeyler kısaca bunlar. Bir yanda Starship ile fırlatma başına 100 milyon doları bulmayan bütçeler ve yılda binlerce fırlatma konuşuluyorken - ki dünyanın en büyük ve en güçlü roketidir kendisi. Bir yanda 4 milyar doları aşık bütçeler ile yılda maksimum 2 tane fırlatabileceğiniz roketleri yarıştıramazsınız.
Artemis programı güzel ve önemli bir program çünkü devletin Ay yarışında bulunması kamu oyu açısından özellikle Amerikalılar için çok önemli. Apollo'yu gerçekleştirmiş bir millet, Starship gibi yeni programlardan çok devletin yaptığını böyle otantik programlara daha çok destek sağlıyor. E tabii hali hazırda böyle görevler olması da Starship, New Glenn gibi özel sektör programlarının da önünü açıyor.
Starship IFT-5

Sonuç
Artemis görevlerinin neden önemli olduğunu, ancak mevcut haliyle neden uzun vadede sürdürülebilir bir çözüm sunmadığını umarım aktarabilmişimdir. Artemis, insanlığı yarım asır sonra tekrar Ay’a götürerek hem teknik hem de psikolojik bir eşiği aşmamızı sağlıyor. Bu yönüyle, bir neslin hayal gücünü tazeleyen ve uzay keşfine yeniden ivme kazandıran güçlü bir başlangıç noktası diyebiliriz.
Ancak uzay çağının geleceği, yalnızca büyük ve pahalı roketlerle yapılan seyrek görevlerde değil; daha sık uçuşlarda, tekrar kullanılabilir sistemlerde ve daha düşük maliyetli lojistik ağlarda yatıyor. Artemis bize yolu açan bir köprü olabilir, fakat asla kalıcı bir çözüm değil.
Belki de Artemis’in asıl değeri, son durak olması değil, bir başlangıç olmasıdır. Asıl görevimiz, bu kazandığımız momentumu kullanarak daha modern, daha erişilebilir ve gerçekten sürdürülebilir bir uzay mimarisi inşa etmek.
Ben Uzay Çağında Yolculuktan Erim Ege Oruç, sonraki yazılarımızda görüşmek üzere iyi uçuşlar efendim.

Yorumlar